Almanya 'da doğdunuz ve öğreniminizi orada tamamladınız. Yabancı memleketlerde yetişen gençlerimizin kültür çatışmasına maruz kaldıklarını görüyoruz. Siz bundan etkilendiniz mi? Gurbetçi vatandaşlarımızın, yurt dışında yetiştikleri konuştukları Türkçe 'den, tavırlarından anlaşılıyor. Bu değişim sizde oldu mu?
Bende olmadı, fakat onun anlaşılması çok doğal.Çünkü netice olarak orada doğup büyüyüp, oranın kültürü ile değişiyor.Orayla hemhal oluyor. Oranın suyunu içiyor, toprağında yaşıyor bu da ayrı bir etken. Yani bulunduğunuz belde de, yaşadığınız toprağın sizin üzerinizde, enerjinizin üzerinde etkisi vardır.Çünkü insan gücünü topraktan alır. Her beldenin verdiği güç, toprağın verdiği güç farklıdır. Bu manada Almanya coğrafyasının, toprağının bir etkisi var. Bu manevi etki, görünmeyen bir etki diyelim. Bununla beraber görünen etkiler var.Görünen etki nedir? İlk,orta, liseyi orada okuyor. Dolayısıyla oranın diliyle, oranın kültürüyle yetişiyor. Çocukluğunu, oranın kültürü ile yetişen insanlarla birlikte geçiriyor. O kültürle bütünleşiyor. Onun hareketlerinin üzerinde bunların etkisinin olması çok doğal.Orada 20 senesini geçiren birinden,Türkiye Cumhuriyeti 'nde yaşayan bir insanın hal ve hareketini beklemek doğru olmaz. Bu anormal olur. Gurbetçi vatandaşlarımızı onun için yadırgamamak lazım. Onları Türkiye 'de, özellikle metropollerde yadırgayan insanlar var. İşte Türkçe bile bilmiyor diyor mesela, aynı adam acaba 30 yıl orada kalsaydı, orada yaşasaydı, orda okula gitseydi, Türkçe 'den bir eser kalacak mıydı; bu tartışılır. Tabi gurbetçi vatandaşlarımız doğarken şanslı mı doğdular yoksa şansız mı doğdular, bu noktada bir şey diyemeyeceğim. Yalnız şu bir gerçek ki, ekonomik olarak çok şanslı yerde doğdular.Kültürel bakımdan çok ciddi manada kendi öz kültürünün kaybolmasına, yaralanmasına sebebiyet veren bir coğrafyada yaşamaları münasebetiyle de şanssız yerde doğdular. Bunun hem artı hem eksi tarafları var.
Peki bende bu durum nasıl böyle farklı cereyan etti? Bende ki durum aslında çok istisnai bir durum. Doğal bir seyir değil, olağanüstü bir durum. Bu olağanüstülüğü "vay be, ben neymişim" manasında da söylemiyorum. Mesela çok iyi Almanca konuşsaydım, bundan da gurur duyardım. Almanya 'da bir Türk avukat olsaydım, Almancayı çok iyi konuşan birisi olsaydım; şu anda Türk edebiyatı noktasında bulunduğum konum kadar o da etkili olurdu diye düşünüyorum .Sadece benim Avrupa 'da yaşayıp, işte iyi bir Türkçe demeyeyim de beni idare edecek kadar Türkçe konuşmam ve halk edebiyatıyla haşır neşir olmam, nasıl bir artıysa , Almanya 'da yaşayıp Türk olmasına rağmen çok iyi bir şekilde Almanca konuşabilmek, çok önemli bir artıdır diye düşünüyorum. Fakat benim durumum gerçekten istisnai bir durum. Çünkü orda yaşayıp da hem Türkçe 'ye vakıf olacak, hem edebiyata vakıf olacak, bütün bunlara vakıf olmakla beraberde edebi olarak bir şeyler icra edecek; bu istisna. Bize nasip oldu diyelim. Çevre buna müsaitti. Yani benim böyle yetişmeme müsaitti. Ailenin etkisi ne derecedeydi?
Ailenin çok önemli etkisi var. Dayım da orada yaşıyor, kendisi hukuk okudu Almanya 'da, Türkçe 'ye de çok hakim birisi. Onun çok önemli etkisi oldu. Ama en önemli etki, benim 12 - 13 yaşında halk edebiyatında çok ciddi araştırmaları olan insanlarla tanışmam oldu. Ozan Yusuf Polatoğlu var mesela, Erzurumlu, yurt dışında yaşıyor uzun süreden beri. Onun hayatımda çok büyük etkisi oldu. İyi ki o vardı. Çünkü O da olmasaydı, birçok noktada eksiklerim olacaktı. Ben ona inanıyorum. Halk edebiyatına vakıf olamayacaktım.Şu anda da vakıf olduğum söylenemez.Ama bu kadar bile olmayabilirdi. Halk şiirini belki bu kadar irdeleyen, kılı kırk yaran bir yapıda olmayacaktım. Çünkü halk şiiri köy ağzıdır. Ben köy ağzından çıkardım halk şiirini.
Gadanı alim gibi mi?
Yok, köy ağzı derken, köy veya halk tabirlerini kullanmak manasında değil. Çok derin felsefesi yoktur halk şiirinin. Örneğin divan edebiyatının derin bir felsefesi vardır. Halk şiirinin, halk ağzı vardır. Halk şiirine çok ciddi manada bir format kazandırmış,daha doğrusu ruh kazandırmış, kimlik kazandırmış olan en önemli şairlerden bir tanesi Necip Fazıl 'dır. Mesela yazdığı vezin şiiri, kafiyeler tam kafiyedir; ölçülü şiirde de halk şiiri yazar. Ama halk şiiri demek, doğru değil ona, halk ağzı yoktur. Şiirin elitini yazar, şiirin zirvesini yazar. Necip Fazıl hiçbir divan şairini aratmayacak derecede vezne, vezin şiirine hakim olan ve onun içini kendi ruhunu en güzel şekilde oraya yansıtarak, heceyi de bozmadan bu işi başaran adamdır.
Necip Fazıl serbest şiir yazanları eleştirirdi.
Şöyle bir tarifi vardır O 'nun; "Şiir bir iskelet. Şiirin iskeleti şiirin kafiyesidir, veznidir. İnsana baktığınız zaman nasıl ki iskeletini görmezsiniz, işte şiiri okuduğunuz zaman da iskeleti olacak, ama iskeletini görmeyeceksiniz. Mana o kadar iskeleti çerçevelemiş olacak,kaplamış olacak." Müthiş bir tariftir bu. Bir insan düşünün iskeleti yok, işte serbest şairleri ben buna benzetiyorum. İskeleti olmayan, omurgası olmayan insana. Onun için ben onlara şiir demekten ziyade düz yazı demeyi tercih ediyorum. Bizim kültürümüzde iki tarz şiir vardır. Biri aruz ölçüsünde yazılmıştır, birisi hece ölçüsünde yazılmıştır. Öbürleri düz yazıdır bana göre.
İşte bütün bunları irdeleyen bir araştırmacıdır ozan Yusuf Polatoğlu. Belki halk ozanı olarak Türkiye de dahil olmak üzere , halk şiirinde en geniş arşivi olanlardan bir tanesidir, hatta birincisidir diyebilirim. Türkçe 'yi çok iyi bilir. Aynı zamanda Türkçe 'yi de çok irdeleyen bir adamdır.Konuşurken mesela hangi kelimeyi yanlış telaffuz ediyoruz, hangi kelimeyi yanlış yerde kullanıyoruz, bunları irdelerdik beraber. Çoğu kelimelerin halk arasında yaygın bir şekilde yanlış kullanıldığını görürdük zaman zaman. Uzatmalar, inceltmeler hep yanlış kullanılır bizde. 13-14 yaşında bir çocuk bunlarla uğraşıyor. Bunlarla yetişiyorsunuz düşünün , bunların çok önemli artısı oldu benim için. Kalitesiz şair okumazdım, kalitesiz bir şiir gördüğüm zaman veyahut şairin kitabını gördüğüm zaman alır atardım. Gittiğimiz programlarda bize şiir kitabı hediye ederler, şair demeyelimde şiir yazan insanlar. Hem şiiri bilmiyor hem şiir kitabı çıkarıyor. Bu katilliktir, katilliğin başka bir türüdür. Ne gerek var bunlara. Kimden icazet aldın? Şiirleri yaz, doldur, evde olsun ama , şairlik iddiasında bulunma. Kaç tane otoriter sana icazet verdi? Kim sana müsaade etti? Kaç tane otoritere danıştın? Bir defa kaç tane otoriter şairi okudun? Böyle bir şey olur mu? Kaç tane otoriter şairin şiirlerini ezberledin? Ben çok biliyorum manasında söylemiyorum. Bazısı işte böyle atar, tutar; bu da rahatsız ediyor beni. Diploması olmayan tıp okumamış adam, çıkar doktor beğenmez ya! Ondan sonra uyduruk uyduruk ilaçlar yapar, 3-5 tanesi bir şekilde tutmuştur, ondan sonra çevredeki insanlarda filanca yerde doktordan daha üstün bir adam var, müthiş ilaçlar yapıyor .Hem de hiçbir yan etkisi yok.Şimdi bütün doktorlara ihanettir bu. Ben saygı duymuyorum böyle adamlara. Bir de doktor aleyhinde konuşurlar. ! Doktor liseyi bitirmiş, liseyi bitirdikten sonra 6 sene tıp okumuş, 2 sene uzmanlık okumuş, yükseğini, stajını görmüş. Yani 20 yıllık bir öğretim hayatından sonra ancak muayenehane açabiliyor. Ben bunlara zerre miktarı saygı duymuyorum ve hiçbir surette de yanlarına gitmiyorum.
Farklı müzik türleri dinliyor musunuz?
Dinliyorum , batı klasiklerini dinliyorum, tasavvuf musikisi dinliyorum, zaman zaman sanat müziği dinliyorum.
Abdurrahim Karakoç?
Abdurrahim Karakoç 21. yüzyılın en büyük üç halk şairi varsa, üçünden biridir.
Sizin şiirlerinizle Abdurrahim Karakoç 'un şiirleri benzerlik gösteriyor.Ben bir iki örnek buldum. Mesela Karakoç 'un Bebeğe İhtar şiirinde, dünyada olup biten olumsuzluklar anlatıldıktan sonra;
Vaziyet bambaşka vaziyet oldu
Yaşamak işkence, eziyet oldu
Dalkavukluk üstün meziyet oldu.
Sanatkârlar sansar, dâhiler şebek
Sözümü dinlersen hiç doğma bebek.
Derken siz, Çocukluğumu Özledim isimli şiirinizde ;
Ağlayıp, emeklesinler
Biraz daha beklesinler
Tek dileğim bu dünyada
Çocuklar büyümesinler.
Diyorsunuz. Zıt kelimeleri kullanmanızda ortak yanlarınızdan. Karakoç "Suları Islatamadım" derken siz "Yağmurlar Islanmasın" diyorsunuz.
Bu her şairin hastalığıdır. Zıtlıkların arasında ahengi bulmak. Bir şairlik yarışıdır. Teşbihiniz şiirde ne kadar orijinalse, o kadar şairsiniz. Vezin, kafiye bunları zaten hesaba katmıyorum.Çünkü şart olan, vazgeçilmez olan şeyler. Ama teşbih sanatınız, benzetme sanatınız ne kadar gelişmişse, ne kadar iyiyse, ne kadar otoriteyse o kadar şairsiniz. İşte bu orijinali yakalama meselesidir. Mesela benim son yazdığım şiirlerden bir tanesi "Hedefe Yürüyen Adam Ol Yeter",
Ne hakim, ne savcı, ne doktor ol
Hedefe yürüyen adam ol yeter
Sadece şu iki mısra, bir orijinalliği ifade ediyor. Bu konuları herkes bilir, ama bu konuları hiçbir şiirde göremezsiniz. Konu orijinal bir defa, benzetme orijinal. Necip Fazıl 'a baktığınızda, diyor ki Sakarya şiirinde;
Kafdağı 'nı assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Diyor, buyur çık işin içinden! Benzetmeye bakın. Kafdağı'nı assalar, belki onu bir kıl çeker diyor. Ama bu ifritten sualin kılını çekmez akıl diyor. Bu kadar olur.
Devam edecek...
Röportaj: Feyza YALÇIN